Düşünce Rüzgarıyız Biz.
Hedefini demokrasi ve insan hakları mücadelesi olarak tanımladığı halde, toplumsallığı ve kolektivizmi değil, bireyselliği öne alan popülist yaklaşımlarla solcu ya da sosyal demokratım diyerek günü kurtaran, pratikte her hangi bir politika üretmeyen ve sistemin bir parçası olarak kalan yaklaşımlar; solun başarısızlığına, işçi, köylü, ilerici ve aydınların umutsuzluğuna sebep olmuştur.

Halkın yaşam mücadelesi verdiği, yoksulluğun arttığı ülkemizde işçiden köylüye bütün kesimlerin büyüyen sorunları acil bir çözüme, bir çıkış yoluna ihtiyaç duyuyor. Kapitalist sömürünün halkı yoksullaştıran mekanizmalarını net biçimde ortaya

Yazar: DDG
Tarih: 29.04.2010
ÜYE GİRİŞİ
Beni Hatırla
Üye Ol
Şifremi unuttum
"Eylem Birliği içinde olacağız" 
Demokratik Dayanışma Grubu Başkanı AlimYıldız Demokratik Dayanışma Gazetesi’nin sorularını yanıtladı. Bireysel hareket etmeyip değişimden, emekten, insandan, halktan yana demokratik kitle örgütleriyle işbirliği içinde olunacağını kaydeden Yıldız "Eylembirliği içinde olacağız. Bence büyük yürüyüş başlamıştır. Artık bunu engellemeye kimsenin gücü yetmeyecektir" dedi.

Çayyolu örgüt zengini bir semt onlarca dernek varken niçin yeni bir örgütlenmeye gereksinim duydunuz?
Çayyolu’nda kurulan dernekler, sivil toplum örgütleri kuru luş amaçları doğrultusunda iyi şeyler yapmakta, toplum yaşamına olumlu katkılar sunmaktadır. Ancak bu dernekler ve örgütlerin birkaçı dışındakiler yerel ve mesleki örgütlerdir.

"Demokratik Dayanışma Grubu" ise bölgesel değil Türkiye genelinde örgütlenmek üzere yola çıkmıştır. Ayrıca siyasal bir örgütlenmedir. Ülkemizin demokratikleşmesine katkı sunmak üzere yapılanmış, demokratik kitle örgütüdür.

Askeri darbeler ve özellikle 12 Eylül dikta rejimi halkı siyasetten uzaklaştırmıştır. Bu dikta rejiminin getirmiş olduğu yasaklar ve baskı toplumu örgütsüz hale getirmiş, sendikalar kapatılmış, tarikatlara taviz verilmiştir. Bugün çekilen bu yapılanmanın sancılarıdır.

Yıllarca süren baskı rejiminin arkasından bazı yasakların kalkmasıyla birlikte sendikalar açılmış, sivil toplum örgütleri, dernekler yeniden kurulmuştur. Bugün bu demokratik kitle örgütleri yeniden sendikalarla, gençlerle, işçilerle, köylülerle ilerici ve çağdaş emekten yana yeni bir toplum yaratmak adına süratle bağ kurmak zorundadır.

“Demokratik Dayanışma Grubu” tüm demokratik ilerici kitle örgütleriyle birlikte bu büyük değişimin içinde, tam ortasında katkı sunmak üzere kurulmuştur.

Kuruluş ilkelerimiz arasında “DDG tam bağımsız Türkiye’den yanadır” ilkesi yer almakta, bunu biraz açar mısınız?
Ekonomik bağımsızlık yoksa siyasal bağımsızlık da yoktur. Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne yaratılan ekonomik değerler, bu iktidar döneminde özelleştirme adı altında işbirlikçi sermayeye ve yandaşlara, uluslar arası tekellere peşkeş çekilmiştir. Sigortacılık, bankacılık, enerji, haberleşme, madenler ve daha birçok alandaki ekonomik değerlerimiz uluslar arası tekellere birkaç yıllık gelirleri karşılığında satılmıştır. Türkiye dışa bağımlı hale getirilmiştir. Türkiye’nin siyasal bağımsızlığı da ipotek altına alınmıştır.

Ülke yurttaşları kendi topraklarında yabancı işçisi konumuna getirilmiştir. Ülkede üretilen değerler yabancı tekellere aktarılmaktadır. İşte bu durumda tam bağımsız Türkiye’den yana tavır koymak bunu sağlamak her ilericinin, devrimcinin kaçınılmaz görevidir.

Türkiye’nin jeopolitik durumu ve dış politikası, komşularıyla ilişkileri konusunda bir şeyler söylemek ister misiniz?
Dünyanın emperyalist aktörleri, küresel politikalarıyla, bölgesinde kendi istekleri doğrultusunda kullanabilecekleri ileri bir karakol, bağımlı ve güçsüz bir Türkiye özlemi içindedirler.

BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) adı altında, “Ortadoğu’ya barış getireceğiz” diyerek Irak’ta 100.000 insanı öldürmüşlerdir. Aslında bu coğrafyanın kaynaklarını Batı- ’ya götürmek için tezgahlanan bir oyundur bu proje. Aynı zamanda bu proje bölgedeki enerji kaynaklarını kontrol altında tutmak için uygulamaya konulmuştur. Bu projenin içinde gerektiğinde kullanılmak üzere Irak ile Türkiye arasında da bir gerginlik yaratmak ve iki ülke halklarını düşman hale getirme politikası da uygulanmaktadır.

Türkiye genelinde örgütlenmeden söz ediyorsunuz, bu nasıl olacak?
Biz bugüne kadar Türkiye- ’de değil kafamızın içinde yarattığımız soyut bir dünyada yaşadık, özeleştiri yapmadık. Çözüm üretemediğimiz zaman toplum bizi dışarı iter. Önemli olan örgütlenmede halkla bütünleşebilmek, halkın içine inebilmektir. Örgütlenmenin merkezine insanı ve emeği oturtmak gerekiyor. Halkın işe ve ekmeğe ihtiyacı var. Salt slogana dayalı, halkla bütünleşmeyen seçkinci örgütlenmeler halk tabanında yer bulamamıştır. Biz bunları yeneceğiz, halkın ve emeğin örgütü olacağız.

Ayrıca bireysel hareket etmeyeceğiz. Değişimden yana, emekten, insandan, halktan yana demokratik kitle örgütleriyle işbirliği içinde, eylem birliği içinde olacağız. Bence büyük yürüyüş başlamıştır. Artık bunu engellemeye kimsenin gücü yetmeyecektir.

Bizler geçmişin tüm birikimlerinden yararlanmalıyız, geçmiş kazanımları değerlendirmeli, geçmişe saygı duymalıyız. Cezaevlerinde, işkencelerde çekilen acıları unutmamalıyız.

Ancak geçmişteki bazı yanlış alışkanlıkları terk etmeliyiz. Kişisel tatmine yönelik tarzdan vazgeçmeliyiz. Konuları net seçmeliyiz. İnsanların yaşadığı labirentlerin sıkıntıları içinde dolaşmalıyız. Yaşamın ayrıntıları içinde dolaşırsak yeni insanlar katarız bu büyük buluşmaya.

Yaşamı zevksiz hale getiren yeterince sorun var. Biz farklı olmak zorundayız. Karar alma noktasında değil, sunma noktasında olmalıyız. Biz ne yapabiliriz, bunu söylemeliyiz. Yoksa insanlar bizden uzaklaşır.

Haber Kategorisi: (Ulusal) - Eklenme Tarihi:(30.06.2010 20:38:05) - Bu Haber: 30 defa okunmuştur.
Haber Yorumla