Halkın yaşam mücadelesi verdiği, yoksulluğun arttığı ülkemizde işçiden köylüye bütün kesimlerin büyüyen sorunları acil bir çözüme, bir çıkış yoluna ihtiyaç duyuyor. Kapitalist sömürünün halkı yoksullaştıran mekanizmalarını net biçimde ortaya
Halkın yaşam mücadelesi verdiği, yoksulluğun arttığı ülkemizde işçiden köylüye bütün kesimlerin büyüyen sorunları acil bir çözüme, bir çıkış yoluna ihtiyaç duyuyor. Kapitalist sömürünün halkı yoksullaştıran mekanizmalarını net biçimde ortaya

Çayyolu örgüt zengini bir
semt onlarca dernek varken
niçin yeni bir örgütlenmeye
gereksinim duydunuz?
Çayyolu’nda kurulan
dernekler, sivil toplum
örgütleri kuru
luş amaçları doğrultusunda
iyi şeyler yapmakta,
toplum yaşamına olumlu
katkılar sunmaktadır. Ancak
bu dernekler ve örgütlerin
birkaçı dışındakiler yerel ve
mesleki örgütlerdir.
"Demokratik Dayanışma Grubu" ise bölgesel değil Türkiye genelinde örgütlenmek üzere yola çıkmıştır. Ayrıca siyasal bir örgütlenmedir. Ülkemizin demokratikleşmesine katkı sunmak üzere yapılanmış, demokratik kitle örgütüdür.
Askeri darbeler ve özellikle 12 Eylül dikta rejimi halkı siyasetten uzaklaştırmıştır. Bu dikta rejiminin getirmiş olduğu yasaklar ve baskı toplumu örgütsüz hale getirmiş, sendikalar kapatılmış, tarikatlara taviz verilmiştir. Bugün çekilen bu yapılanmanın sancılarıdır.
Yıllarca süren baskı rejiminin arkasından bazı yasakların kalkmasıyla birlikte sendikalar açılmış, sivil toplum örgütleri, dernekler yeniden kurulmuştur. Bugün bu demokratik kitle örgütleri yeniden sendikalarla, gençlerle, işçilerle, köylülerle ilerici ve çağdaş emekten yana yeni bir toplum yaratmak adına süratle bağ kurmak zorundadır.
“Demokratik Dayanışma Grubu” tüm demokratik ilerici kitle örgütleriyle birlikte bu büyük değişimin içinde, tam ortasında katkı sunmak üzere kurulmuştur.
Kuruluş ilkelerimiz arasında “DDG tam bağımsız
Türkiye’den yanadır” ilkesi yer almakta,
bunu biraz açar mısınız?
Ekonomik bağımsızlık yoksa siyasal bağımsızlık
da yoktur. Cumhuriyetin kuruluşundan
bugüne yaratılan ekonomik değerler, bu iktidar
döneminde özelleştirme adı altında işbirlikçi
sermayeye ve yandaşlara,
uluslar arası tekellere peşkeş çekilmiştir.
Sigortacılık, bankacılık,
enerji, haberleşme, madenler ve
daha birçok alandaki ekonomik
değerlerimiz uluslar arası tekellere
birkaç yıllık gelirleri karşılığında
satılmıştır. Türkiye dışa bağımlı
hale getirilmiştir. Türkiye’nin siyasal
bağımsızlığı da ipotek altına
alınmıştır.
Ülke yurttaşları kendi topraklarında yabancı işçisi konumuna getirilmiştir. Ülkede üretilen değerler yabancı tekellere aktarılmaktadır. İşte bu durumda tam bağımsız Türkiye’den yana tavır koymak bunu sağlamak her ilericinin, devrimcinin kaçınılmaz görevidir.
Türkiye’nin jeopolitik durumu
ve dış politikası, komşularıyla
ilişkileri konusunda
bir şeyler söylemek ister
misiniz?
Dünyanın emperyalist aktörleri,
küresel politikalarıyla,
bölgesinde kendi istekleri
doğrultusunda kullanabilecekleri
ileri bir karakol, bağımlı
ve güçsüz bir Türkiye
özlemi içindedirler.
BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) adı altında, “Ortadoğu’ya barış getireceğiz” diyerek Irak’ta 100.000 insanı öldürmüşlerdir. Aslında bu coğrafyanın kaynaklarını Batı- ’ya götürmek için tezgahlanan bir oyundur bu proje. Aynı zamanda bu proje bölgedeki enerji kaynaklarını kontrol altında tutmak için uygulamaya konulmuştur. Bu projenin içinde gerektiğinde kullanılmak üzere Irak ile Türkiye arasında da bir gerginlik yaratmak ve iki ülke halklarını düşman hale getirme politikası da uygulanmaktadır.
Türkiye genelinde örgütlenmeden söz ediyorsunuz,
bu nasıl olacak?
Biz bugüne kadar Türkiye-
’de değil kafamızın içinde
yarattığımız soyut bir
dünyada yaşadık,
özeleştiri yapmadık.
Çözüm üretemediğimiz
zaman
toplum bizi dışarı
iter. Önemli olan örgütlenmede
halkla bütünleşebilmek,
halkın
içine inebilmektir.
Örgütlenmenin
merkezine insanı ve emeği
oturtmak gerekiyor. Halkın
işe ve ekmeğe ihtiyacı var.
Salt slogana dayalı, halkla
bütünleşmeyen seçkinci
örgütlenmeler
halk tabanında yer bulamamıştır.
Biz bunları yeneceğiz, halkın ve emeğin örgütü
olacağız.
Ayrıca bireysel hareket etmeyeceğiz. Değişimden yana, emekten, insandan, halktan yana demokratik kitle örgütleriyle işbirliği içinde, eylem birliği içinde olacağız. Bence büyük yürüyüş başlamıştır. Artık bunu engellemeye kimsenin gücü yetmeyecektir.
Bizler geçmişin tüm birikimlerinden yararlanmalıyız, geçmiş kazanımları değerlendirmeli, geçmişe saygı duymalıyız. Cezaevlerinde, işkencelerde çekilen acıları unutmamalıyız.
Ancak geçmişteki bazı yanlış alışkanlıkları terk etmeliyiz. Kişisel tatmine yönelik tarzdan vazgeçmeliyiz. Konuları net seçmeliyiz. İnsanların yaşadığı labirentlerin sıkıntıları içinde dolaşmalıyız. Yaşamın ayrıntıları içinde dolaşırsak yeni insanlar katarız bu büyük buluşmaya.
Yaşamı zevksiz hale getiren yeterince sorun var. Biz farklı olmak zorundayız. Karar alma noktasında değil, sunma noktasında olmalıyız. Biz ne yapabiliriz, bunu söylemeliyiz. Yoksa insanlar bizden uzaklaşır.
